Nasıl bi' şey ki?

Fotoğrafım
Çok Boğaziçili, öyle ki mezun olmayı düşünmüyor. Çok crazygirl89. Çok kestane12. Çok “Yay” kadını, hatta “Yay-Yay” kadını. Çok kedi, gerektiğinde kaplan. Çok çığırtkan ama hep suskun. Çok kıskanç, hiç paylaşımcı. Çok “benim şarkım bu!” cu. Çok “bu da benim oldu artık!”çı. Çok şımarık, çok ukala. Çok renkgarenk ama hep siyah. Çok karışık, çok tekdüze. Çok uzattı ama napsın hep anlatası var. Çok çok. Çok da az. Hiç mutsuz, hiç mutsuz ve hala mutlu.

16.1.12

Kötü.

Bazı şeyleri söylemek hiç zor değil. Ama bazılarını anlamak hakikaten zor. Dahası anlatmak... İstediğinin gerçekte ne olduğunu açıkça konuşamadığı durumlarda kendi kendini yiyip bitiriyor insan. "Konuşursam iyice yanlış anlaşılırım." korkusuyla ne çok saçmaladık bugüne dek. Halbuki içten içe biliyoruz susmanın neleri alıp götürdüğünü.
Öncelikle zaman... Sonra içten içe mutsuzluk kaplıyor bünyeyi. Süslü sözlerle anlatamayacak hale geliyorsun derdini, bir anda. Oysaki çok basit, bazı şeyler. Bazılarıysa çok zor. Neden zor olan her zaman çekicidir ki?
Sohbetini özlemek mesela; altında hiçbir sebep aramamayı gerektirecek en basit duygulardan biri belki de. Sen bunu bile dile getiremiyorsan ya da birinin dile getirmesine izin vermiyorsan, "Özledim." diyene karşılık veremiyorsan, susuyor değilsin; özlemiyorsundur, özlemek istemiyorsundur. 
Bir şeyi elinde tutmaya çalışmak vardır, bir de elde etmeye çalışmak. İkisi için de çabalamıyorum şu sıralar. Bazı şeyleri elde etmek hiç zor değil. Ama bazılarını elinde tutmaya çalışmak hakikaten zor. Oysaki süslü sözlerle elde tutulmaya çalışmaz bir insan; içten olmalı. Hakkedene sıfatını verebilmeli. Sırf kendi gönlünü hoş etsin diye güzel sözleri ziyan etmemeli insan. Sen bunu bile bilmiyorsan, hatta bal gibi bildiğin halde işine böylesi geliyorsa, elde etmeye çalışıyor değilsin; elinde tutmaya çalışıyorsundur.
Bazen aklımızdakinin "en kötüsü" gerçeğe dönüşmesin diye kötüye razı olup aptala yattığımız anlar var ya; işte onlar en basiti. Çünkü işimize böylesi geliyor. 
Bazen çok çelişiyorum kendimle, kolayı seçtiğimi anladığımda. Kötüyü yaşamak, kötüyü hissetmek çok basit; en kötüsü o kadar zor ki... Küçük şeylerden mutsuz olmak çok  kolay mesela, bunu severim işte. Küçücük şeyleri birleştirip mutsuz olma hakkım olduğunu savunduğumu söylemiştim. Burası zor. Kontrol edemiyorsun bir yerden sonra. Ben önemsiz olduklarını bile bile bunlara kafa yoruyorsam, ufak mutlulukların tadının içine ediyor gibi bir şeyim. 
Ama sıkıldım artık. Zor çok tatlı, hatta baldan tatlı. Ama ben bu özleme işini sevmedim. 
Mutsuzluktan ölmek diye bir şey yok ama can çekişmek var, evet. Ben bu can çekişmeyi sevmedim.
Halbuki içten içe biliyorum mutlu olduğumu.
Çünkü mutlu olmak çok kolay, ama mutsuzluk öylesine zor ki...

9.1.12

Hain bir aşk bu, kökü dışarda.

Narin bir kuş onun kaleminde kadın, sönmeye vurmuş bir cigara pişmanlıkları; ama en güzeli de gökgürültülü fırtına gibi aşkı...  
"ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken bıraksalar, gökyüzü kendini ikiye bölecekti; çünkü iki kişiydik."
Ne şanslıdır onun kelimeleriyle yaşayan kadın! Kıskanırım. Halbuki bir "Balzamin"i vardır aynı ben; el kadar bir kadınım, kirpikli sabahlara kadar... Bir insan edindim kendime, bir şarkı, yüreğimde umut. Güzelim de oldukça, bunu söylediğim için çocuğumdur da. Ne olurdu ki bana yazılsaydı böylesi? 
Kıskanıyorum. "İki şey; aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir. Biri ona dönüşür." Böylesi bir adamın mutsuzluğu olmak istiyorum. Bir erkeğin gururunu hiç edip sevdiği kadın olmak... "Ama senin, daha nen olayım isterdin? Onursuzunum senin..." 
Gerçek nefesi saçlarında bulduğu, kıt zamanlarda aşkı yaşadığı kadın olmak... "Kırmızı bir kuştur soluğum, kumral göklerinde saçlarının. Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa; dörtnala sevişmek lazım." 
Elini yüzünü yıkarken yazmış gibi geliyor kelimeleri; kendi yazdığını okurken gülümsemesi belki bundandır. Yalnızlığın başkenti onun yaşadığı yerse, hemen gidelim! Belki biz de nasipleniriz, sevdasından. Böylesi bir aşksa bana böylesini yazdıracak; böylesi yalnızlığa, böylesi mutsuzluğa koşa koşa giderim. Gözlerim durur mu? Onlar da giderler. 
Kıskanıyorum işte! Giden kadın olmak istiyorum. Tutup kendini "incecik" sevdirmek ne demek be adam! Birini yalnızlığına çözüm olabilecek kadın atayabilmek ne demek? Ama en güzeli de canının acısını "Olur böyle şeyler ara sıra..." diye tarif etmek... 
Biz ki, en ufak bi' mutsuzlukta isyanlardayız, ben elimde onun şiirleriyle büyüdüm. "Mutsuzluğumu yeterince hakketmek için geri döndüm, kilometrelerce yürüdüm." Sözü tasması takılı köpek gibi gezdiren adama hayran ola ola yürüdüm. O kadar büyüttüm ki içimdeki mutsuzluk aşkını, bunu hakketmediğimi görüp içimdeki mutsuzluğu öldürdüm. Bize yasak olmalı; aşkı, mutsuzluluğu, yalnızlığı yazmak. Bize yasak olmalı sevdiğini özlemek, seviştiğini gizlemek. Bize kalan hep mutluluk, çünkü solumuş O tüm mutsuzluğu içine. Bize düşen onu anmak; dilimizde sözleri, dudaklarımızda yaşarcasına ıslaklığı, belki aşık olduğumuzu sanıyorsak gözlerimiz dolu dolu... 
Sonrası? Sonrası iyilik sağlık...

7.1.12

BSG

Sonunda benim bebislerin dogum gunu kutlandı. Gökçe ve Başak'ın ikiz gibi giyinmesi, benim ilk kez ciddi anlamda kendimi yaşımın insanı olarak hissetmem vs. derken doluştuk taksiye, istikamet Taksim. Aslında buraya kadar mühim bir şey yok. Geceyi anlatmak gerekirse benim sivri(!) zekam sagolsun 50 kişiyi kıç kadar Vida'ya sıgdırdık. Yagmur var diye cok kisi gelmez diyordum ben, megerse bizim kızların seveni cokmus. Sonuc olarak en sevdigim muzikler esliginde, gözlerimize flaşları patlata patlata saati 2 ettik. Cumartesi gecesi Jukebox gecesidir dedik, koştuk Bronx'a. Tıklım tıkış, müdavimler her zamanki yerlerinde. Bir de "Erasmus'a/Exchange'e gitmeden son kez bi' herkesi göreyim..." mantığında olanlar var ki benim Gizoşum da bunların arasında, herkes orda yani her-kes! Başak henüz Bronx'a ulaşmamışken Gökçe'nin ismini söylettik mikrofondan heyyamola tarzı.  Şimdi herkes orda ya, ben de doğum günümü bu sene 7gün 7gece kutlayamadım ya, bi kıskandım.. Beni de söylesinler istedim. Solistten gelen cevaba gülsem mi ağlasam mı bilemedim. "Sena? Ben biliyorum senin dogum gunun geçti.." E tabi bayağı bi' gülündü bu mevzuya. Her neyse. Eğlenceydi carttı curttu, benim patiler agrımaya basladı. Dogum gunu kızlarınıysa kesmemiş olacak ki gecenin mi sabahın mı desem bilmiyorum ama işte sonuç olarak bir şeyin 4ünde "Hadi oraya, hadi buraya?" diye tutturdular.  Eee, bu gece onların gecesiydi, kafa yapımız şu: Onlar ne derse o olur! Çıktık yağmurun altında açık mekan arıyoruz. Sonuç olarak hevesimiz kırıldı bi' kere. Eve gidelim. Nasıl gidelim? 2342394 kişi taksi bekliyoruz yağmurun altında. Kim kiminle hangi eve gidecek? Kim Beşiktaşa, kim burda kalıp bi' şeyler yiyecek, kim dürüm ister, kim bok kim kok... derken taksinin değnekçisi bizi sıkıstırdı; "Kardeş hadi biraz hızlı, biraz daha biraz daha..." Peki ben n'aptım? Sanki tabakhaneye bi' şeyler yetiştiriyormuş gibi hızlandım bi' bi' şey yaptım ben de anlamadım. Bi' de baktım ki yerdeyim. Üşüyorum diye de, elim cebimdeydi. Son anda çıkardım, yüzüm gözüm dağılmadı neyse ki. Tabii o heyecanla her zamanki gibi acıyı hissetmemişim. Böyle arabaların park etmemesi, yanaşmaması için koyulan şey neyse onun adı artık sabahın 5bucugu aklıma gelmiyor; onlara giriş o giriş ben.. . Eve geldim, "Gökçe," diyorum "gel bak, ezilmiş mi bu kemik nolmuş?" Yine oramı buramı morartabildim anlayacagınız. Sonuc olarak yine şapşallığımla rol çaldım. Hala gülüyorum düşüşüme. Bu aralar çok düşüyorum. Gidip bi' kulagımdaki "yarım daire kanalları"ma baktırsam iyi olacak! Uykum yok diye bu saçmasapan yazıyı yazdım. Düdüklerime hediye olsun istedim de onlarla ilgili güzel bir şey de yazmış sayılmam. Tek bildiğim yarın sabahın köründe kalkmak, pazar kahvaltısına zorla götürülmek istemediğim... Tek istediğim elimde telefon çalmasını beklerken, ders çalışmaya çalışmanın hüznünü kendi kendime yaşamak. Yalvarrrrıııım Nejiiideeet dizimdeki morluklar ve kalbimdeki kırıklarla beni yalnız bıraaak! :)

4.1.12

İyi ki var veya yoksun, fark etmez.

Nasıl bi' duyguyla yazıldıgını bilmedigimiz sarkılar var ya, iste onları dinlerken kendimi inanılmaz suclu hissediyorum. Kendi anımı yasatmaya calısırken o sarkıda sanki baskasının askına tecavuz ediyorum. Hayatıma sokmaya calısırken hiç anlamadıgım bir melodiyi, hunharca kanatıyorum onu. Üzülüyorum. 
Hayat bazı bazı "müziğinde bi' olay yok; olay sözlerde." denilen şarkılar gibi... Acıtıyor. Bu tarz şarkıların arka plandaki müziğinin bu acıyı azaltmak için olduğuna inanırım hep. Sözler kulaklarda, etkisini içten içe yaşarken ve gerçekler gözünün önündeyken; arkadan gelen bir ses ki genelde kalbinin sesi oluyor namussuz; acıyı azaltıyor. Aşk mı ki bu hayat dediğim? Eğer öyleyse bazen de çok "ıptıs çıktıs". Hani çerez tarzı. Takılmalık, televizyonun karşısında yediğin hani. 
Ben bir şeyler izlemeyi o kadar da çok sevmem. Film izlerken konuşurum mesela. Sıkılırım. Yanımdakini izlerim. Laf atarım. Bunu ne gibi bir duyguyla yaptığımı bilmiyorum. Yanyanayken bile sessizliğinden korktuğum kişilerle yaşıyorum sanırım, sadece. Yanımda olduğu için "İyi ki..." dediğim insanlar oldukları için onlarla gurur duyuyorum aslında. Çekilir kılıyorlar soluduğun nefesi.
Ama ben yine de filmlerden çok şarkılara sığınıyorum. Başkasının alamadığı nefesi ciğerlerimde patlatmak istercesine seviyorum bazısını. Şarkı mı bu bahsettiğim gerçekten? 
Nerde gördüm, bilmiyorum. Biri demiş ki; "Yoklugu acıtana 'İyi ki varsın.' denir." Eğer bu söz doğruysa hayat bazen çok "İyi ki yoksun." 
İyi ki yoksun ki; ben özlemenin ne demek olduğunu biliyorum. Sayende özlemenin değerini biliyorum.  Her istediğini elde eden bu şımarık kıza yokluğu tattırdığın için önünde eğiliyorum. 
Senin gibisine "İyi ki varsın." denir. Ne de güzel denir.. Ne de güzel varsın, ne de güzel yoksun aslında.